Yiğit Bener ve Oya Baydar en sevdiğim Türk romancılar arasında ilk dörtte yer alır. Diğerleri de Elif Şafak ve Ahmet Ümit. Bu ilk dört arasında ayrım, sıralama yapamam zaten. Hepsi çok özeldir; hepsinin de yeni romanları heyecanla beklenir. (Evet, öykü de yazıyorlar ma benim öykülerle aram pek iyi değildir. Ben süreğenliği, alışkanlığı, bağımlılığı tercih ediyorum; bu yüzden, hemencecik biten öyküler yerine, bir süre içine dahil olabileceğim, okumaları belli bir ritüele dönüşen, işlerim bitse de kitabıma dönebilsem dedirten romanları seviyorum.)

Ama gelin görün ki, çok sevdiğim bu iki yazarın son romanlarını okuyamıyorum. Çöplüğün Generali'ni de, Heyulanın Dönüşü'nü de heyecanla aldım çıkar çıkmaz. Çöplüğün Generali'ne defalarca baştan başlamama rağmen hala bitiremedim, Heyulanın Dönüşü'nde de kitabı günler önce almış olmama rağmen henüz yirminci sayfadayım. Gerçek(çi)lik duygusundan uzaklaştıkça kitaplar okun(a)maz, filmler izlen(e)mez oluyor benim için. "Soyut düşünmeyi pek başaramıyorsun," der sevgilim bana hep; belki de o yüzden gerçeklikten uzaklaşıp için içine fantastikler girmeye başladığında kitapla, filmle bağlarım kopuyor; kitabın, filmin içindeki bağları da takip etmemek için direniyorum sanki. Örneğin, çevremdeki herkesin büyük bir aşkla önermesine rağmen İhsan Oktay Anar da, muhtemelen az önce bahsettiğim nedenle, okuyamadığım yazarlardan biridir.

Yine de en azından iyi bir Türk yazını okuyucusu olduğum iddiamı sürdürmek için ısrar edip Çöplüğün Generali, Heyulanın Dönüşü ve Suskunlar'ı okuyacağım...
0 comments:
Post a Comment