Biraz geç karar verdik yola çıkmaya. Saat 12’yi geçiyordu, rotamızı da bilmiyorduk, gittiğimizde neler yapabileceğimizi, görebileceğimizi de… Sadece bir süredir adını duyuyorduk Bilecik’in Pazaryeri ilçesinde Bozcaarmut diye bir yer… Hemen bilgisayarı açtık, rotamıza baktık; piknik sepetine çay malzemelerimizi atıp yola koyulduk.
İlk durağımız Bozüyük, Eskişehir’e yaklaşık 50 km. Biz Bursa yolu üzerinde oturduğumuz için bize 40 km falandır herhalde… Piknik sepetinde kamp tüpü, çaydanlık-demlik, çay, bardaklar vs. hazır ama çayın yanında ne yiyeceğiz? Küçük bir fırından şirin bir teyzeden gözlemeler aldık. (Ama şirin teyzenin peynirli ve patatesli gözlemelerinin içinde peynir ve patates bulabilene aşk olsun! Bu yüzden en iyisi böyle şeyleri önceden planlayıp evde hazırlamak aslında!) Bu arada, Bozüyük’te yıllar sonra ilk kez halka tatlı yedim, tazecikti. Nasıl da özlemişim! Tarsus’ta yaşarken çok yerdim. Hatta anneannemin bir komşusu bu tatlılardan yapıp seyyar arabasıyla satardı. O amca anneannemin evinin önünden her geçişinde halka tatlımı alırdım.
Neyse, tatlımızı yiyip gözlemelerimizi aldıktan sonra yeniden düştük yola. Hedefimiz Pazaryeri, sonra Bozcaarmut köyü. Bozüyük’ü çıktıktan yaklaşık 15 km. sonra Pazaryeri dönüşü var. Pazaryeri yolun solunda ama dönüş sağdan, köprünün altından geçip sola geçiyorsunuz. Yol boyunca uzun uzun ahşap direkler arasında ipler sarkıyor yukarıdan. Belli ki iplere sarılan bitkiler varmış önceleri ama şimdi yok veya kurumuşlar. Bir türlü çözemedik ne olduklarını, nasıl olsa öğreniriz deyip yola devam ettik. Yola geç çıktığımız için Pazaryeri’nde oyalanmadan ilçeyi geçip Bozcaarmut yoluna devam ettik. Her yerde fasulye ekili. Fasulyeler çok düzenli çizgiler halinde sıralanmış ve sırıklara sarılmış halde. Bahçelerin birinde orta yaşlı bir çift görünce durup biraz muhabbet ediyoruz ve bir-iki kilo fasulye almak istediğimizi söylüyoruz. “Kendiniz toplayın istediğiniz gibi,” diyorlar bize. Kendimizi boyumuzdan uzun fasulye sırıklarının arasında buluyoruz. O da güzelmiş, bu da güzelmiş derken kocaman bir çanta fasulyemiz oluyor. Bu arada yol boyunca gördüğümüz iplere sarılı bitkinin şerbetçiotu olduğunu öğreniyoruz, sadece adını duyduğum, ne işe yaradığına dair hiçbir fikrim olmayan bir şey. Meğer bira yapımında ve ilaç yapımında kullanılıyormuş. Biraz araştırıp asıl mevsiminde gidip incelemek lazım belki de.
Fasulye tarlasının sahibi amca bize Bozcaarmut’tan önce Küçükelmalı Köyü’ne uğramamızı, hatta buradaki mesire yerinde piknik yapıp sonra Bozcaarmut’a geçmemizi öneriyor. Yanlış öneri, sakın dikkate almayın! Biz denedik, pişman olduk! Hem de günlerden Pazar! Küçükelmalı küçücük baraj gölüne bakan ormanlık bir tepe üzerine kurulu mesire yeri, çok kalabalık, kirli… Üstelik biz gittiğimizde bilmem ne fabrikası personelinin pikniği varmış, personele şenlik olsun diye bir de animatör tipli bir adam getirmişler. Adam elinde mikrofon aklına ne gelirse söylüyor, şarkı, türkü, mani…
Küçükelmalı’nın yanlış tercih olduğunu Bozcaarmut’a gittikten sonra daha iyi anlıyoruz. Bozcaarmut, Küçükelmalı Köyü’nden 7-8 km sonra. Yolda küçük bir levha dikkatinizi çekebilir: Bursa 74 km. Biraz zamanımız olsaydı Bursa’yı bir kez daha tavaf edip İnegöl’de köfte yiyip dönebilirdik eve. Neyse, konuyu dağıtmayalım, Bozcaarmut köyünün içinden geçip yine küçük bir baraj gölüne ulaşıyoruz. Bu arada, köyün önünden geçerken eski ahşap evler ve evlerin penceresindeki sardunyalar dikkatinizi çekecektir mutlaka. Baraj gölünün çevresi ormanla kaplı, birkaç aile var piknik yapan, birkaç kişi de balık tutan. Yemyeşil, sakin, ışıl ışıl… Gölün hemen kıyısından başlayan ormanın göle yansıması harika bir görüntü oluşturuyor. Evet, bizim hedefimiz burasıydı aslında… Ama yolda o kadar oyalandıktan sonra ancak yarım saat kalabiliyoruz burada. Yola düşmek lazım, hava kararıyor. Göl kıyısında, orman içinde kamp yapma hayalleri kurarak ayrıldık Bozcaarmut’tan… En kısa sürede bir kez daha gelmeyi dileyerek… Oysa gezip görecek, yapacak o kadar çok şey var ki bu küçük köye bir daha ne zaman yolumuz düşer bilmiyorum…
1 comments:
Burayı ilk defa duyuyorum.Ne kadar temiz,el değmemiş.
Post a Comment