- Saatlerce Golha’yı dinleyip hiçbir şey yapmadan yorganın altına kıvrılsam,
- Unutsam, unutulsam, yok olsam,
- Sadece bir güncük bomboş kalsam…
Thursday, 10 December 2009
Monday, 7 December 2009
Güzel bir hafta sonunun ardından…
Güzel başlayınca güzel devam etti hafta sonu, güzel başlayınca güzel devam eder mi acaba hafta da? Cumartesi sabahı erkenden kalkıp önce tempolu yürüyüş yaptık, sonra da yaklaşık bir saat masa tenisi oynadık. Biraz kent dışında sakin bir ortamda yaşamanın özgürlüğünün tadını çıkarıyoruz yavaş yavaş. (Artık iyice yerleştik ya evimize, daha çok zaman ayırabiliyoruz kendi isteklerimize.) Memduh’un okulu da evimizin yanı başında olunca oranın da spor salonunu kullanabiliyoruz. Ben alışkın değilim bu kadar hareket etmeye, çarpmasın sakın!? Eve dönelim artık, güzel bir kahvaltı yapalım. Kahvaltının ardından sevgilim gazetelerini karıştırırken ben de yeni “puzzle”ıma başladım. Sadece çerçevesini oluşturup bırakmıştım günler önce. Çay keyfi ve “puzzle”la devam eden güzel güne işleri de sıkıştırmak lazım değil mi? Çevirimin başına geçtim, çalıştım biraz hava kararana kadar.
Akşama Serap Hanım’a davetliyiz, işleri bugünlük bir kenara bırakıp hazırlanmak lazım. Biraz erken çıktık, Aralık ayının dergilerini almamıştık. Sevgilime her ay bir gezi dergisi (Atlas, Geo veya National Geograpgic), bir bilgisayar dergisi, bir de Bilim – Teknik alıyoruz. Gezi dergisini ve bazen Bilim-Teknik’i ben de karıştırıyorum, bilgisayar konusunda hazır bilgiye konuyorum genelde. Bu ay bana da Maison Française aldık. Her yıl başka bir derginin ajandasını kullanıyorum. Bu yılki favorim Maison Française’in tasarım ajandası oldu. Her neyse, dergilerimizi toparlayıp küçücük-şirincik bir evde birkaç saat geçirmek üzere Serap Hanım’a gittik. Karnımızı doyurduk güzelce, kırmızı şaraplarımızı içtik Farih Farjad eşliğinde. Mudo’dan aldığımız şamdanlar da evin salonuna pek yakıştı ve ev sahibimizin hoşuna gitti. Daha ne isteriz ki? Eve döndüğümüzde saat neredeyse iki olmuştu.
Ertesi sabah, güzel bir uykunun ardından, biraz gecikmeli de olsa kalkıp masa tenisine devam ettik. Gittikçe daha iyiyim sanki. Böyle giderse sevgilimle maça başlarım birkaç haftaya kadar. Evimize dönüp çaylı-dergili-“puzzle”lı kahvaltı yaptıktan sonra ben yerleştim yine çalışma masama. Neyse ki yetiştirebildim çevirimi. Sevgilim de evimize zaman ayırdı biraz, yemek yaptı bize. “Demek ki oluyormuş,” dedim kendi kendime. İnsan hem sevdiği birçok şeye zaman ayırıp hem de işlerini yetiştirebiliyormuş. Çalışmak için kendini bütün hafta sonu veya bütün gün eve/ofise kapatıp sonra da bilgisayar başında – çoğu boşa geçen – uzuuuun saatler geçirmenin çok da anlamı yokmuş. Ah bir ikna olsam!

Akşama Serap Hanım’a davetliyiz, işleri bugünlük bir kenara bırakıp hazırlanmak lazım. Biraz erken çıktık, Aralık ayının dergilerini almamıştık. Sevgilime her ay bir gezi dergisi (Atlas, Geo veya National Geograpgic), bir bilgisayar dergisi, bir de Bilim – Teknik alıyoruz. Gezi dergisini ve bazen Bilim-Teknik’i ben de karıştırıyorum, bilgisayar konusunda hazır bilgiye konuyorum genelde. Bu ay bana da Maison Française aldık. Her yıl başka bir derginin ajandasını kullanıyorum. Bu yılki favorim Maison Française’in tasarım ajandası oldu. Her neyse, dergilerimizi toparlayıp küçücük-şirincik bir evde birkaç saat geçirmek üzere Serap Hanım’a gittik. Karnımızı doyurduk güzelce, kırmızı şaraplarımızı içtik Farih Farjad eşliğinde. Mudo’dan aldığımız şamdanlar da evin salonuna pek yakıştı ve ev sahibimizin hoşuna gitti. Daha ne isteriz ki? Eve döndüğümüzde saat neredeyse iki olmuştu.
Ertesi sabah, güzel bir uykunun ardından, biraz gecikmeli de olsa kalkıp masa tenisine devam ettik. Gittikçe daha iyiyim sanki. Böyle giderse sevgilimle maça başlarım birkaç haftaya kadar. Evimize dönüp çaylı-dergili-“puzzle”lı kahvaltı yaptıktan sonra ben yerleştim yine çalışma masama. Neyse ki yetiştirebildim çevirimi. Sevgilim de evimize zaman ayırdı biraz, yemek yaptı bize. “Demek ki oluyormuş,” dedim kendi kendime. İnsan hem sevdiği birçok şeye zaman ayırıp hem de işlerini yetiştirebiliyormuş. Çalışmak için kendini bütün hafta sonu veya bütün gün eve/ofise kapatıp sonra da bilgisayar başında – çoğu boşa geçen – uzuuuun saatler geçirmenin çok da anlamı yokmuş. Ah bir ikna olsam!
Tuesday, 24 November 2009
Bugün
- Osmangazi Üniversitesi'nden İki Eylül Kampusu'ne bir buçuk saatte gelebildim. Hrrrr. Neyse ki Eskişehir'de yoğun trafik sorunu yok. Bir de olsa!
- kıskancım biraz nedense, her başarı, güzellik, mutluluk gözüme batıyor. Çok mu kötüyüm? Biliyorum, kötüyüm...
- canım fena halde haribo istiyor. Kantine sordum, yokmuş:(
- kendime verdiğim sözlerden birini tutmaya başladım. Devam edebilirsem burada paylaşırım.
- öğretmenler günü. Ben de bir gün kendimi öğretmen gibi hissedebilir miyim? Hissetsem mi ki?
- çevremdeki en değerli insanlar öğretmen olduğu için ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha hatırlattım kendime.
- öğretmenler günü kutlamasına/yemeğine gideceğiz sevgilimle.
- yine "bilirkişi"yim. Bir sayfalık mahkeme kararı çevirisi için daha kaç saat karcanacak ?
- yeni yıl kartı göndereceğim kişilerin listesini yaptım ama güzel kentimizdeki kitabevlerine yeni yıl kartları gelmemiş henüz. O kadar da erken değil ama...
- radikal kararlar aldım, çok azını uygulayacağımı bile bile...
- bir de kendime kızgınım biraz. Hafta sonu misafirlerimiz vardı, çok güzel pasta, börek ve salatalar hazırlamıştım. Onların fotoğraflarını çekip burada paylaşacaktım. Ama telaşla unuttum. Bu aralar hemen hemen her hafta sonu güzel masalar, ikramlar hazırlıyorum. Kendimle gurur duyabilirm yani. Ama fotoğraf çekmeyi akıl ettiğimde tabakların dibi görünmüş oluyor.
- Ezginin Günlüğü'nü dinliyorum. Favori şarkılarım için tıklayın, bir daha tıklayın, bir daha tıklayın.


Bu fotoğraftakilerin konumuzla pek alakası yok. Meşelere yapışan bu asalaklar hep şekeri anımsatır bana çocukluğumdan beri. Hariboooooooo...
- kıskancım biraz nedense, her başarı, güzellik, mutluluk gözüme batıyor. Çok mu kötüyüm? Biliyorum, kötüyüm...
- canım fena halde haribo istiyor. Kantine sordum, yokmuş:(
- kendime verdiğim sözlerden birini tutmaya başladım. Devam edebilirsem burada paylaşırım.
- öğretmenler günü. Ben de bir gün kendimi öğretmen gibi hissedebilir miyim? Hissetsem mi ki?
- çevremdeki en değerli insanlar öğretmen olduğu için ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha hatırlattım kendime.
- öğretmenler günü kutlamasına/yemeğine gideceğiz sevgilimle.
- yine "bilirkişi"yim. Bir sayfalık mahkeme kararı çevirisi için daha kaç saat karcanacak ?
- yeni yıl kartı göndereceğim kişilerin listesini yaptım ama güzel kentimizdeki kitabevlerine yeni yıl kartları gelmemiş henüz. O kadar da erken değil ama...
- radikal kararlar aldım, çok azını uygulayacağımı bile bile...
- bir de kendime kızgınım biraz. Hafta sonu misafirlerimiz vardı, çok güzel pasta, börek ve salatalar hazırlamıştım. Onların fotoğraflarını çekip burada paylaşacaktım. Ama telaşla unuttum. Bu aralar hemen hemen her hafta sonu güzel masalar, ikramlar hazırlıyorum. Kendimle gurur duyabilirm yani. Ama fotoğraf çekmeyi akıl ettiğimde tabakların dibi görünmüş oluyor.
- Ezginin Günlüğü'nü dinliyorum. Favori şarkılarım için tıklayın, bir daha tıklayın, bir daha tıklayın.


Bu fotoğraftakilerin konumuzla pek alakası yok. Meşelere yapışan bu asalaklar hep şekeri anımsatır bana çocukluğumdan beri. Hariboooooooo...
Tuesday, 17 November 2009
Friday, 30 October 2009
Mutluluk
Kafam karmakarışık. Başarısızlık ve mutsuzluğa odaklanmış bir haldeyim. Ama bir taraftan da mücadele ediyorum bu düşüncelerden kurtulmak için. Hayır, bir süre başarısızlık ve mutsuzluk öyküleri anlatmamalıyım kendime ve başkalarına. Başka şeylere odaklanmalıyım. Küçük ya da küçücük mutluluklara. Küçük mutluluklar birikip bugünü kurtarmama yardımcı olur belki de. Mutluluk;
- duştan sonra sıcacık battaniyenin altına sığınıp televizyon izlemek ya da televizyon karşısında uyuyup kalmak olabilir mi?
- bilgisayar başında çalışırken ve ara sıra facebook kaçamakları yaparken sevgilinin getirdiği bir fincan kahve ve çikolata olabilir mi?
- elinde Atatürk çiçeğiyle kapıyı çalan bir ziyaretçi olabilir mi?
- havuçlu tarçınlı kekin eve yayılan kokusu olabilir mi?
Ne dersiniz, olabilir mi?
- duştan sonra sıcacık battaniyenin altına sığınıp televizyon izlemek ya da televizyon karşısında uyuyup kalmak olabilir mi?
- bilgisayar başında çalışırken ve ara sıra facebook kaçamakları yaparken sevgilinin getirdiği bir fincan kahve ve çikolata olabilir mi?
- elinde Atatürk çiçeğiyle kapıyı çalan bir ziyaretçi olabilir mi?
- havuçlu tarçınlı kekin eve yayılan kokusu olabilir mi?
Ne dersiniz, olabilir mi?
Sunday, 25 October 2009
Subscribe to:
Posts (Atom)